Kürk Mantolu Madonna'dan; kendime dair...


"Bir akşam eve dönerken mahallenin bakkalına uğramış, öteberi almıştım. Tam kapıdan çıkacağım sırada, karşı evin bir odasında kira ile oturan bekarın radyosu Weber’in Oberon operası uvertürünü çalmaya başladı. Az daha elimdeki paketleri yere düşürecektim. Maria ile beraber gittiğimiz birkaç operadan biri de buydu ve onun Weber’e hususi bir muhabbeti olduğunu biliyordum; yolda hep onun uvertürünü ıslıkla çalardı. Kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde “bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."
Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna,1943



Sabahattin Ali'yi özledim. Bu yazıyı da sayfayı açtığımda okumadım; bildiğiniz sarıldım, dertleştim. Hasret ne demek bilir Raif dedim. Zaten "Sabahattin Ali'nin askerleri" değil miydik? Sonuna kadar arkadaş hayatı yaşar gibi yaşadım bu kitabı.
Böyle yaşadığım her kitabı da kutsal bildim.

Her yeni güne ölümle ya da hayretle uyanan bir MissAkanur var burada. Ne güzel yoldaş oluyor birilerinin kurguları hayatımıza. Kalbimiz ağrıdığında annemize, arkadaşımıza, eşimize değil de bir kitap yaprağına ve buna benzer, bunu içeren herhangi bir yere kaçışımız nedendir diye kurcalamıyorum artık. Akışına bırakmayı beceremedim hiçbir şeyi ama en büyük derdim başka. 
Başıma ne gelirse gelsin(!), kendime dahi itirafta zorlandığım daha büyük bir kişisel belam var. 

Çoğunlukla kaçtım: karar vermekten, sorun çözmekten, yeni bir yola girmekten...
Kimi zaman farkında bile olmadan delip geçtim bu zırhımı. Tuttuğumu bela da olsa bataklığa da girsem bırakmadım ama o dananın kuyruğu, zurnanın 'zırt' dediği denilen yerler ve o dönüm noktalarında hep bocaladım. 
Ve bıraktım, birinin bana usulca fısıldamasını ister gibi bıraktım. 


*
Bugünüme not: 
-Ve sonra, önüme pek çok yol açılıp hangisini seçeceğimi bilmediğim zaman, herhangi birine öylece girmeyeceğim; oturup bekleyeceğim. Dünyaya geldiğim gün nasıl derin derin soluk aldıysam, öyle soluk alıp hiçbir şeyin dikkatimi dağıtmasına izin vermeyip bekleyeceğim ve gene bekleyeceğim.-
Teşekkürler, Susanna Tamaro'ya...



Yine karıştım, yazmaya devam etmeyeceğim. Derin bir soluk almakla meşgulüm şu sıra ve sanıyorum oldukça derindeyim...
*


Kınadığım sorumsuzlardan da -biri hariç- özür dilerim.


Yorumlar

Popüler Yayınlar