"İnsanlar ne kadar acımasız..."

Çok kötü şeyler kendi başıma geldiğinde yalnız kalıp uyumak tek çarem olarak görürüm. Dünyadan ilişkimi böyle koparabilirim diye; uyursak geçer diye. Ama bir yakınımın başına geldiğinde aynı kötülüğü yapmaya yüreğim el vermiyor. Var gücümle kendi gücümü karşımdakine aktarıp o yoluna devam etsin, bana da ne olursa olsun istiyorum. Acıyı neyle hafifletebileceğimizi bize söyleyen şeyler dünyada net bir şekilde duyulmadan 2015'i bitirebileceğimize inancım sıfır... 

Çok sevdiğim bir arkadaşımın annesini yoğum bakımda bırakmıştık 25 gün önce, oysa hastaneye yürüyerek ve haftasonu yapacağı tatili ameliyat yüzünden ertelemenin kaprisiyle girmişti. Günden güne yavaştan da olsa iyiye gidiyordu. Cuma günü ne olduysa her şey terse döndü. 
İnsanların yüzüne, dünyadaki her şeyden çok sevdikleri biri için nasıl "Pazartesi'ye çıkmaz kendinizi hazırlayın" denir; bu hangi mesleğin soğukkanlılığı bilemiyorum. Yaşandı. Pazar günü kaybettik anneyi, Oya teyzemi. 
Betül'ün "Ben şimdi n'apıcam? Biz annemle birlikte büyüdük. O benim hem ablamdı, hem kız kardeşimdi, hem dostumdu, hem annemdi; şimdi benden her şeyimi alıp gitti. N'apıcam, nasıl yapıcam?" dediğinde söyleyecek tek bir şeyim olsa; dilim kopsa bile inanın söylerdim. Ama acıyı tarif edecek kadar ana dilimi bile bilmiyormuşum. Bazı şeylerin tesellisi yok. Yanlarında sarılıp sessizce oturmak bazen çözüm değil ama bir adım en azından. Hatta o da bir ara "Ben annesi olmayanlara, annesini kaybedenlere o kadar çok üzülürdüm ki kahroldurdum ne olursa olsun ama üzülmüyormuşum, hiç üzülmüyormuşum" dedi. Bilmiyoruz, üzülmüyoruz.

Dualar okuduğumuz zamanların dışında Betül'ün yanında yaşadığımız saçma ve komik anılarımızı yad ediyoruz hep birlikte. Çünkü yalandan da olsa gülemezsek bir sonumuz olmaz. Gülümsüyor, anlatıyor bazen. Zaten  hep konuşur bıcır bıcır bir şeyler anlatırdı, artık bir başka buruk tabii. 
O anlardan biriydi, dedikodu yapan komşu teyzelerin sesini duyuyordu ne kadar da bastırmaya çalışırsak çalışalım. Göz göze geldik, "insanlar ne kadar acımasız", deyip gülümsedi. O gülmek ki; o kadar acı, o kadar buruk, o kadar öylesineydi ki. Bak üzülmüyorum diye bizi teselli ediyormuş gülümseyerek, aslında her dakika mahvoluyormuş o anda daha da net anladık. 

İnsanlar ne kadar acımasız gerçekten. Ateş düştüğü yeri yakar diyen, dünyadaki en büyük doğruyu söylemiş aslında. Biri de derdi ki "Başkasının sana üzülmesi en fazla sırtını sıvazlamak kadar olur." Bu da dünyanın acıya dair ikinci büyük doğrusu. 
Acı geçmiyor. Arkadaşımı öyle görmemin, mezarlığın, cenaze evinin, bir anneye istemsiz vedanın nasıl olabileceğini anlamadım ama gördüm. Allah yaşatmasın. 

Ölümün yaşı, cinsiyeti yok biliyorum ama Oya teyzem 45-46 yaşlarındaydı. Betül biz birlikte büyüdük derken haklıydı, doyamadım derken de. Allah geri de kalanlara sabır veriyor mu her zamankinden fazla bilemiyorum. Veriyorsa, benden de alsın onlara versin. 
Çok zor!



Yorumlar

Popüler Yayınlar