Taksim Çıkarması

Son günümmüş gibi dolaştığım kaç günüm oldu bilmiyorum. Daha önce böyle hissettiğimi bile sanmıyorum esasına bakacak olursak. Perşembe gecesi İstiklal'de yürürken bunu fark ettim. "Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine" sözleri eşliğinde ilerlerken önceleri sadece önemli noktalarda durup o anları koklamak sonrasında birer video ya da fotoğraf çekip yoluma devam ederim sandım ki yanılmışım. Hayattaki bazı anlar bir fotoğraf karesine ya da snap videosuna sığacak kadar kısa değil. Hatta uzunluklarını es geçiyorum; o karelere sığmayacak kadar güzeller. Abidin Dino'nun da gelse resmini çizemeyeceği şekilde mutluluk kokuyor her şey birer anıya dönüşürken. Hiçbir şey toz pembe değil, hiç de olmadı biliyorum ama bazı anlar gerçekten çok güzel. İnsanların kitaplarda, filmlerde veya şarkılarda/şiirlerde bahsettiği o "soluduğumuz havayı hissetmenin ne demek olduğunu anlamak" çok az başımıza geliyor kısa ve hızlı hayatımız boyunca. 

Kabul ediyorum. İstiklal'e uğramaya bile çekindiğim zamanlar oldu. Kimi zaman yaşantılar kimi zaman televizyon haberleri... Ya korkudan, tedirgin olmaktan ya da anılarla başa çıkmaya tahammülüm olmadığından. Öyle ya da böyle "bir kez daha uğradığımız cinayet yerine benziyor unutmak istediğimiz ne varsa" diyor en sevdiklerim. Ahmet Telli gibi. 
Yani ne yaparsanız yapın bir yer size aitse gidiyorsunuz. Şansıma, duygulara kapıldığım; an'ı yaşadığım muazzam bir akşam oldu. Evet eski korkular da aklıma geldi. Gözümün önüne gelen herkesi inceledim. Herkese baktım. Ne güzel insanlar geçip gitti o an gözlerimin önünden. "Benim de mi son günüm acaba bu hisler boşuna değildir belki" diye dürttüm kendimi. Gerçekten öyle olsa napardım diye geçtim aralarından kimseye değmeden. Ortalığa baktığım, o alanda çok değil birkaç ay önce insanlar sonsuzluğa gitti. Her şeyin geçip gitmesi ne korkunç bir şey. 
Yıllar öncesini hatırladığım sokak şarkıcıları, pasaj girişleri sanki elleri boğazımdaymış gibi yaklaştıkça boğarlardı beni. Perşembe akşamı selamlaştık, galiba barışmışız. Her şeye rağmenlemeyi sevmiyorum aslında ama her şeye rağmen her şey çok güzeldi.

Telefonu bıraktım elimden komple. Bu kadar güzel hislerle boğuşurken fotoğraflamaya kalksam kendi an'ımı kaçıracaktım. Zaten hayatımızdaki çoğu güzel anı o aptal telefonlarla video ya da fotoğraf çekerken harcayıp hiçbir güzel histen nasibimizi almadan ot gibi yaşıyoruz. Teknolojiyi unutarak Karaköy'e kadar indim. O tabancalı baloncuk çıkaran aletin özel ismini bilmiyorum ama sanırım dünya yansa bile ondan çıkan baloncukları görünce ben gülmeden duramam pek :) Öyle, üzerime o baloncuklar yağıyordu aşağıya inene kadar. Tam bir mutluluk! 
Her arnavut kaldırımını hissede hissede yürümek hazır olmayı gerektiriyormuş, istemeyi gerektiriyormuş anladım. Kafamın içinde güzel birkaç şiir ve şarkı ile birlikte atıverdim kendimi aşağıya doğru... 
Biri de bu:
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni.

*Benim gözümden



Yorumlar

Popüler Yayınlar